23 Aralık 2009 Çarşamba

24 ayrı Türk Lehçesinde yeni yılı kutlama mesajı


Türk Dil Kurumu'nun (TDK) resmi web sitesinde 24 ayrı Türk Lehçesinde yeni yılı kutlama mesajı yer aldı.

Türk lehçelerinde yeni yıl kutlamaları şöyle:

''Altay Türkçesi: Slerdi cangı cılla utkup turum!
Azerbaycan Türkçesi: Yeni iliniz mübarek olsun!
Başkırt Türkçesi: Hizzi yangı yıl menen kotlayım!
Çuvaş Türkçesi: Sene sul yaçepe salamlatap!
Füyu Kırgızcası: Naa cılıngar guttug bolsun!
Gagauz Türkçesi: Yeni yılınızı kutlerim!
Hakas Türkçesi: Naa çılnang alğıstapçam sirerni!
Karaçay-Malkar Türkçesi: Cangı cılığıznı alğışlayma!
Karakalpak Türkçesi: Canga cılıngız kuttı bolsın!
Karay/Karaim Türkçesi: Sizni yanhı yıl bıla kutleymın!
Kazak Türkçesi: Janga jılıngız kuttı bolsın veya Janga jılıngız ben!
Kırım Türkçesi: Yangı ılıngız kaırlı (veya mubarek) olsun!
Kırgız Türkçesi: Cangı cılıngız kuttu bolsun!
Kumuk Türkçesi: Yangı yılıgız kutlu bolsun!
Nogay Türkçesi: Yanga yılıngız men!
Özbek Türkçesi: Yengi yılıngız mübarek bolsun!
Sarı Uygurca Türkçesi: Ak éy yahşi mo!
Şor Türkçesi: Naa çıl çakşı polzun!
Tatar Türkçesi: Sezne yanga yıl belen tebrik item!
Tuva Türkçesi: Caa çıl-bile bayır çedirip or men!
Türkiye Türkçesi: Yeni yılınız kutlu olsun!
Türkmen Türkçesi: Teze yılınızı gutlayaarın! (Irak Türkmenleri) Yengi iliyiz (iliwiz) mubarak olsun!
Uygur Türkçesi: Yengi yılıngızğa mübarek bolsun!
Yakut Türkçesi: Ehigini şanga sılınan eğerdeliibin!''

Kutsal Hayat Ağacı


Muazzez İlmiye Çığ, tarihi değiştirecek keşfi şöyle anlattı: "Çam ağacı süslemek tamamıyla Türk adetidir. Yeni Türk devletleriyle münasebetimiz bize yepyeni şeyler öğretiyor. Eski Türklerde yerin göbeğinden göğe kadar bir ağaç tasavvur ediliyor. Bu hayat ağacı. Sümerlerde de var. Bir ucunda göktanrısı duruyor. Türklerde güneş kutsal ama tanrı olarak kabul edilmiyor. 22 Aralık'ta güneş yeniden fazla olarak dünyayı aydınlatmaya başlayacak. Günler uzamaya başlayacak. Türklerin göktanrısı gün ile geceyi tanzim ediyor gökte. Sözde gün ile gece sürekli münakaşa halinde. 22 Aralık'ta gün geceyi yeniyor. Bunu "Yeniden doğuş bayramı" Türkler kutluyorlarmış. Türkistan'da bir ağaç varmış, akçam, ve bu akçam vaşka yerde yetişmiyormuş. Akçam getirip eve koyuyorlar, akçamın altına o sene Tanrı onlara güzel şeyler verdi, güzel bir yaşam verdi diye Tanrı'ya hediyeler koyuyorlar. Dallarına da ertesi sene için Tanrı'dan niyaz ettikleri şeyler, adak olarak istedikleri şeyler için paçavra veya kurdela koyuyorlar. O günlerde büyük bayram, şenlik yapıyorlarmış. Aileler toplanıyor, büyükler varsa ziyaret ediliyor, özel yemekler yeniliyor, güzel elbiseler giyiliyor. Bu adet Türkler yoluyla Avrupa'ya geçti. Konunun Noel'le alakası yok. İznik Konsili'nde pagan adeti görülen bu adeti İsa'nın doğuşu olarak kabul edelim diyorlar ve bu adet Hristiyanlara geçiyor. Ama ağaç süsleme pek yok, 16. yy'da Almanya'da başlıyor, daha sonra Fransa'ya geçiyor ve dünyaya yayılıyor."

-------------------------------------------------

Yeryüzünün her yönünü gösterircesine büyüyen budaklarında çıkan kahverengi tomurcuklar, ardından açılan yemyeşil yaprakların ülkesi ağaç, dünya üzerinde insanoğlundan çok daha eski bir varlığa sahiptir…

Üç yüz bin yıl önce ortaya çıkan ilk çağcıl kişiler, karşıtlıklar felsefesini bile kıskandıracak biçimde ağacın gökyüzünden vuran yıldırımla ateşin kaynağı olduğunu öğrenir. Bu ateşin kaynağı ise ölüm üzerinden insanoğluna sağlanan hayat sıcaklığıdır aslında …

Zaman içerisinde kişioğlu, ağacın yalnızca odun olmadığını, aynı zamanda uzak bir seyahat esnasında yorucu sıcaklıktan bunalan bir yolcu için, o an gerçekten hayat suyu kadar değerli gölge anlamını ifade ettiğini de öğrenmiştir. Bu da ağacın hayat üzerinden hayat serinliğini sağlamasıdır …

Ağacın kışın yanarak, yazın ise tüm yeşillik gücüyle yaşayarak kişiye sıcaklık ve serinliğin kaynağını oluşturması kişioğlunun, zaman zaman kendisine hakkından gelinmesi gereken bir düşman olarak algılanmasına kadar varacak doğayla tanışması yolunu açmıştır belki de …

Bir ustanın elinde yine karşıtlıklar silsilesinden geçerek ölüm üzerinden başka bir biçime bürünmesi ve böylece yeni bir yaşam anlamını bulması da ağaca, insan dünyasında sahip olduğu dönüşüm içinde aslında manevi anlamda ölümsüzlük, ustanın düşüncelerine ise sanatsal sonsuzluk boyutunu katmaktadır.

Dünyanın çoğu kültüründe önemli bir yere sahip ağaç, hayat ağacı ya da onun daha az oranda bilinen ölüm ağacı (hayat ağacının köklerinin yukarı doğru baktığı biçimi) kültleri biçiminde varlığını sürdürmektedir. Aslında bu iki inanış biçimi de Kamlık inancında Dünya ağacında birleşmektedir, çünkü bu ağaçta hem yaşam hem de ölüm bir aradadır. Zaten karşıtlıklar birlikteliğinin ifadesi olan ağaç dünyanın birçok eski kültüründe yer aldığı mitolojik boyuttan inanç vadisine inerek örneğin tektanrılı dinlerde iyilik ve kötülük anlayışına dayalı bilginin öğrenilme kaynağı olarak karşımıza yeniden çıkmaktadır. Bu haliyle hayat ağacı bir anlamda bilge ağacı duruma gelerek Havva ya da Eva olarak biçimine dönüşerek onun üzerinden varlığına devam etmektedir. Ağacın meyvesine dokunduğuna inanılan Eva sözcüğünün anlamının “hayat” olması bu bakımdan çok anlamlıdır aslında…

Türklerde de tarihin derinliklerinden beri inanışların odağını, masal ve destanların konusunu ve hayatın beşiğini oluşturmuştur. Ağaç Türk kültür yaşantısının içerisinde her baharın gelmesiyle dirilen ve her güzün gelmesiyle sönen sonsuz bir hayat sürecini temsil etmekteydi. Belki de hayat ağacı olarak bilinen inanışın özünde bu dünya görüşü yatmaktadır, hayatın sonsuzluğu …

Türklerde ağaç kutsaldı, ağaç yeşil doğanın simgesiydi. Doğa ise hayatın zaten özüydü…

Güçlü kökleri, geçmişi ve ataları, güçlü gövdesi şimdiki zamanı ve insanların şu anki yaşamını, güçlü budakları ise geleceği ve gelecek kuşakları, gelişmeyi temsil etmekteydi, hayat ağacının. Ağacın bütün üç kısmı da, daha doğrusu evrendeki üç dünya da aslında birbirine eşit bir denge üzerine bağlıydı ve birindeki bozulma hayat ağacının kendisinin de yok olmasına neden olabilirdi …

Yani, geçmişi olan kişiler yalnızca, bugünü yaşadıktan sonra geleceğe doğru uzanabilirdi ve yalnızca geleceği olan kişiler hem kendilerini hem de atalarını anılarında yaşatabilirdi.

Genel olarak tarihsel bir perspektiften bakıldığında Türklerin yaşadığı bölgeler iklim ve çevre olarak ne tamamen kurak ve örtüsüz ne de tamamen buzul ve soğuktur. Bunun yerine ağaçların meydana getirdiği “yişler” her zaman yaşantımız ve dolayısıyla da kültürümüzle iç içeydi. Ağaçlar sosyal hayatımıza bile biçimlendirmiştir, denilebilir. Türklerde kan kardeşliğinin yanı sıra ağaç kardeşliği müessesesinin varlığı işte buna en iyi örnektir. Bu kurumun temelinde ise hayat ağacı kültü yatmaktaydı. Bu inanış ise her ne kadar basit gelebilse de aslında ekolojik denge bakımından oldukça işlevseldi. Çünkü bu inanışlar üzerinden kişiler hayatın kaynağı olan ağaçları satış için kesmezdi, gereksiz yere yakmazdı. Her bir soy, kardeşliğinin dayandığı ve kutsal hayat ağacı olarak kabul ettiği ağaç cinsini asla kesmezdi, bu ise genel anlamda ağaçların korunmasına hizmet etmekteydi.


Evrendeki Üst, Orta ve Alt dünyayı birleştiren hayat ağacı inanışı Türklerde, ağaç budaklarına çaputlar bağlamak yoluyla dileklerin tutulması geleneğini de kapsamaktadır. Ağaçla konuşulur, onun da tepki verdiği bilinirdi. Artık modern ölçü aygıtlarıyla kolayca saptanabilen ağacın tepki verme olayından atalarımız, bu aletlerden binlerce yıl öncesinde de haberdardı.

Atalarımız için hayatın simgesi olan ağaç, gerçekten de çevrede oksijen sağlayarak, kendisine yüklenen bu anlamı tam anlamıyla haketmektedir. Böylece, modern bilim anlamında ‘ilkel’ olarak kabul edilen dönemde bile insanların, ağacının bu hayati işlevinden haberdar olmaları bir devrim değil midir? Belki de bize bu böyle gelebilir, oysa geleneksel bir ortamda yaşayan bir kişi için bu, duygularında patlamalara açmayacak kadar olağan bir şeydir, çünkü ağaç hayatın simgesiydi …

Bununla birlikte hayat ağacı ya da dünya ağacı ne toprağa dayalı sınırları ne ırka dayalı etnik hudutları ne de kültürel ayırımları tanıyan gerçekten evrensel bir inanış olgusudur. Bu bakımdan bu kült dünyanın birçok kültüründe bu denli yaygın ve aynı zamanda aşağı yukarı benzer çizgiler üzerine kuruludur. Sibirya kamları (şamanları), Üst dünya ile Alt dünyanın kesişme ve birleşme yeri olan dünya ağacı üzerinden kendi metafizik yolculuklarını gerçekleştirmektedir.

Çeşitli ağaçlardan em yapılmakta ve bu anlamda hayat ağacı inanışı gerçek yaşamda da, özellikle hastalananlar için hayat vermekte ya da hayat güçlerini pekiştirmekteydi. Yani, görüldüğü gibi eski kültürümüzde inanış ve gerçek hayat aslında birbiriyle iç içe ve etkileşim halindeydi. Günümüzde ise maalesef …

Belki de, evrenin ana ekseni olan hayat ağacı inanışına göre bizler şu anda yaşamımızın yalnızca güz mevsimini yaşamaktayız ve bir zaman geçtikten sonra Güneşin yükselmesiyle içimizdeki ağaçlar da uyanacak ve yeşermeye başlayacaktır … ”

Timur B. Davletov