13 Ocak 2009 Salı

Tarihten Geleceğe Türk Dili


Tarihten geleceğe Türk Dili!Türk dilinin en eski izleri Sümer kaynaklarındaki Türkçe sözlerdir.M.Ö. 3100-M.Ö. 1800 yılları arasına ait Sümerce metinlerde 300'den fazlaTürkçe söz yer almaktadır. Sümerceyle Türkçedeki ortak sözler ya ortakkökenden gelmektedir ya da alış veriş sonucu ortaya çıkmıştır. Hangi ihtimaldoğru olursa olsun Türkçenin ilk verileri M.Ö. 2000-3000 arasına çıkmakta,yani bundan 4-5000 yıl geriye gitmektedir.


*TARİHTEN GELECEĞE TÜRK DİLİ


*Türk dilinin en eski izleri Sümer kaynaklarındaki Türkçe sözlerdir. M.Ö.3100-M.Ö. 1800 yılları arasına ait Sümerce metinlerde 300'den fazla Türkçesöz yer almaktadır. Sümerceyle Türkçedeki ortak sözler ya ortak kökendengelmektedir ya da alış veriş sonucu ortaya çıkmıştır. Hangi ihtimal doğruolursa olsun Türkçenin ilk verileri M.Ö. 2000-3000 arasına çıkmakta, yanibundan 4-5000 yıl geriye gitmektedir. Ortak sözler Türklerle Sümerlerinkomşu olduklarını da gösterir. Türklerin hiç olmazsa bir bölümü M.Ö.2000-3000 yılları arasında, belki de daha önce Ön Asya'da yaşamış olmalıdır.M.Ö. 7.-3. yüzyıllar arasında Karadeniz'le Hazar'ın kuzeyinde veKuzeydoğusunda yaşayan Sakaların önemli bir bölüğü ve yöneticileri de büyükihtimalle Türktü. M.Ö. 6. yüzyılda yaşamış olan Sakaların kadın hükümdarınınadı Yunan kaynaklarında Tomiris olarak geçer. Bu kelime Türkçe Temir (demir)olsa gerektir.Dîvânü Lûgati't-Türk'te anlatıldığına göre İskender'in Türkistan seferisırasında (M.Ö. 330'lar) Türklerin bir kısmı, hükümdarları Şu yönetimindeHocent civarında, yani Seyhun'un yukarı havzalarında idiler. İskender'ingelişiyle Şu ve idaresindeki Türkler Altaylara çekildiler; Oğuzlar iseHocent civarında kaldılar.Çin kaynaklarındaki ilk bilgilere göre Türkler Çin'in kuzeyindekibozkırlarda yaşıyorlardı. M.Ö. 220'lerde ortaya çıkan Tuman (Teoman) Yabguve M.Ö. 209'da hükümdar olan oğlu Motun (Mete) Yabgu, Hunların büyükhükümdarları idiler ve merkezleri bugünkü Moğolistanda bulunan Orhunvadisinde idi. Hunlardan sonra da Topalar, Avarlar, Göktürkler, Uygurlardönemlerinde, M.S. 840'a kadar Türklerin merkezi Orhun vadisinde olmuştur.M.Ö. 220 - M.S. 840 arasındaki 1000 küsur yıllık dönemde Türkler kudretlizamanlarında Okyanus kıyılarından Hazar'a, hatta bazen Karadeniz'in kuzeyinekadar uzanan topraklara hükmediyorlardı. Türklerden bir bölüğü M.S.370'lerde İdil'i geçmiş ve Kafkaslarla Karadeniz'in kuzeyine ulaşmıştı. BatıHunları, Bulgarlar, Avarlar, Peçenekler ve Kıpçaklar 370'ten başlayarakyüzyıllar boyunca Doğu Avrupa ve Balkanları yönetimleri altındabulundurmuşlardır.Asya ve Avrupa Hunlarına ait herhangi bir Türkçe metin elimizdebulunmamaktadır. Ancak Çin ve Bizans kaynaklarına geçen bazı özel adlar vekelimeler onlara ait Türkçe veriler olarak kabul edilmektedir. Çinkaynaklarında geçen tehri, kut, yabgu, ordu, temir gibi sözlerin Çinceleşmişbiçimleri, milât yıllarına ait Türkçe verilerdir. Attilâ'nın babasının adıolan Muncuk (Boncuk) ve oğullarının adları Dehizik, İrnek, İlek Türkçeyleaçıklanabilmektedir. 6.-9. yüzyıllardaki Tuna Bulgarlarından yıl ve ayadları ile birkaç kelimelik bazı küçük metinler kalmıştır. Yıllar hayvanadlarıyla adlandırıldığı için yıl adları aynı zamanda çeşitli hayvanlarınadlarını gösteriyordu. Aylar sıra sayılarıyla ifade edildiği için BulgarTürkçesindeki sayıların adlarını da böylece öğrenmiş oluyorduk.Moğolistan'da bulunmuş olan 6 satırlık Çoyr yazıtı tarihi bilinen en eskimetindir. İlteriş Kağan'a katılan bir askeri anlatan metin 687-692 arasındayazılmış olmalıdır. Orhun anıtları olarak bilinen İşbara Tamgan Tarkan(Ongin), Köl İç Çor (İhe-Huşotu), Tonyukuk, Köl Tigin, Bilge Kağan anıtları719-735 yılları arasında yazılmışlardır. Uygurların ikinci kağanı Moyun ÇorKağan'a ait Taryat, Tes ve Şine-Usu anıtları 753-760 arasında dikilmiştir.Moğolistan'da, Yenisey vadisinde, Kazakistan'da, Talas'ta (Kırgızistan),Kuzey Kafkasya'da, İdil-Ural bölgesinde, Bulgaristan, Romanya, Macaristan vePolonya'da Göktürk harfleriyle yazılmış daha yüzlerce yazıt bulunmuştur. Buküçük yazıtların 7.-10. yüzyıllar arasında yazıldığı tahmin edilmektedir.Demek ki bu yüzyıllarda Doğu Avrupa ve Balkanlardan, hatta Macaristan'danGüney Sibirya'ya ve Moğolistan içlerine kadar uzanan sahada Türkçe, Göktürkharfleriyle yazılan bir yazılı dil olarak kullanılmaktaydı.9. yüzyıldan itibaren Türkçenin yazılı ürünlerini daha güneyde, Tarımhavzasında da görmeye başlıyoruz. 840'ta Tarım havzasında ve Gansubölgesinde devletler kuran Uygurlar; Göktürk, Uygur, Soğdak ve Brahmialfabeleriyle kâğıt üzerine yüzlerce eser yazdılar, yüzlerce belgebıraktılar. Hatta bunların bir kısmı yazma değil, basma eserlerdi. Uyguryazılı eserleri, Gansu bölgesinde 17. yüzyıla kadar devam etmiştir.11. yüzyılda Kâşgar ve Balasagun çevresi de bir Türk kültür çevresi olarakortaya çıkar. 1069 tarihli Kutadgu Bilig Balasagun'da yazılmaya başlanmış,Kâşgar'da Karahanlı hükümdarına sunulmuştur. 1070'lerde Bağdat'ta kalemealınan Dîvânü Lûgati't-Türk de aslında Kâşgar muhitinin eseridir. Türkler10. yüzyılda Müslüman oldukları hâlde 11. yüzyılda Arap yazısı henüzTürklerin yazısı hâline gelmemişti. Kâşgarlı Mahmud 1070'lerde Türkyazısının Uygur yazısı olduğunu kesin şekilde kaydeder.


Kâşgarlı Mahmud Türklerin 20 boy olduğunu yazar ve onları batıdan doğuyadoğru şöyle sıralar: 1. Beçenek, 2. Kıfçak, 3. Oğuz, 4. Yemek, 5. Başgırt,6. Basmıl, 7. Kay, 8. Yabaku, 9.Tatar, 10. Kırkız, 11. Çigil, 12. Tohsı, 13.Yağma, 14. Uğrak, 15. Çaruk, 16. Çomul, 17. Uygur, 18. Tangut, 19. Hıtay.

Listedeki Hıtay'ı Kâşgarlı'nın ifadesiyle "Çin ülkesi" olarak ayırmakgerekir. Bu sıralamadan az sonra Kâşgarlı Beçeneklerle Kıfçaklar arasınaSuvarlarla Bulgarları yerleştirir. Kâşgarlı'nın iki dilli oldukları içindillerini bozuk saydığı Soğdak, Kençek, Argu ve Tangutlardan Arguları daTürk boyları arasında saymalıyız. Demek ki 11. yüzyılda Balkanlardaki Bizanssınırından Çin ve Moğalistan içlerine kadar Türkçe konuşuluyordu.13. yüzyılda Türk yazı dilinin merkezîleştiği bölge Aral'ın güneyindekiHarezm bölgesidir. 13.-14. yüzyıllarda Altınordu'nun merkezi olan Hazar'ınkuzey kıyısındaki Saray'dan hatta daha batıdaki Kırım'dan Tarım havzasınındoğusundaki Gansu'ya kadar Türk yazı dili kesintisiz olarak kullanılıyordu.Tarım havzasıyla Gansu'da kullanılan dile Türkoloji literatüründe UygurTürkçesi, Altınordu ve Türkistan sahasında kullanılan dile ise HarezmTürkçesi denmektedir. Ancak ikisi arasında ses ve gramer yönünden hemenhemen hiç fark yoktur. Yazıları ise farklıdır. Birincisi Uygur, ikincisiArap yazısını kullanır.13. ve 14. yüzyıllarda Türk yazı dili, bu ana sahadan başka üç coğrafyadadaha kullanılıyordu. Bunlardan biri Yukarı İdil (bugünkü Tataristan)sahasıdır. Burada bulunan mezar kitabelerinin dili İdil Bulgarcası idi.İkincisi Mısır ve kısmen Suriye idi. Buradaki yazı dili Harezm Türkçesineçok yakındı ve Kıpçak Türkçesi adını taşıyordu. Üçüncü saha Azerbaycan veAnadolu sahasıydı. 13. yüzyılda bu alanda Oğuz ağzına dayanan yeni bir yazıdili doğmuştu. Bu yazı dili Balkanlara doğru sahasını genişleterekkesintisiz şekilde bugüne dek sürmüştür. Sadece mezar kitabelerindegördüğümüz İdil Bulgarcası 14. asırdan sonra yerini Kıpçakçaya bırakır.Mısır ve Suriye'de ise 15. yüzyıldan sonra Kıpçak Türkçesi kullanılmaz olur.Karadeniz, Kafkaslar, Hazar denizi ve İran, Kuzey-Doğu Türkçesi ile BatıTürkçesini ayıran tabiî sınırlardır. 11. yüzyıldan itibaren Oğuzlar İran'ıaşarak Azerbaycan ve Anadolu'ya gelmişler ve Batı Türklüğünüoluşturmuşlardır. Batı Türklüğü 14. yüzyılda Balkanlara taşmış, daha sonraMacaristan sınırına dayanmıştır. Bugünkü Irak ve Suriye'nin kuzey bölgeleride Batı Türklerinin 11. yüzyıldan itibaren yerleştikleri yerlerdi veburalardaki nüfus Anadolu Türklüğünün tabiî uzantısıydı. Öte yandan KuzeyAfrika ve Arap ülkelerine de önemli miktarda Osmanlı Türkü yerleşmişti.Bütün bu sahalarda Batı Türkçesi ortak bir yazı dili olarak kullanılmıştır.13. ve 14. yüzyıllarda Anadolu ve Azerbaycan'da yazılan eserleri, yazı diliolarak birbirinden ayırmak kolay değildir. Bu asırlarda yazı dili henüzstandartlaşmamıştır; esasen Azerbaycan, Anadolu ve Balkanlarda henüz siyasîbirlik de yoktur; bölgede çeşitli Türk beylik ve devletleri hükümsürmektedir. 15. yüzyılda Osmanlılar güçlenerek birliği kurmaya yönelirlerve yeni oluşmaya başlayan İstanbul ağzı esasında Osmanlı Türkçesi standarthâle gelir. 16. yüzyılda Doğu ve Güney-Doğu Anadolu ile birlikte Suriye veIrak da Osmanlı topraklarına dahil olur; böylece bu bölgeler de OsmanlıTürkçesi alanı içine girerler. Kuzey ve Güney Azerbaycan, İran'la birliktebir başka Türk devletinin, Safevîlerin yönetiminde kalır. Ancak yine de 16.asırda Azerbaycan ve Osmanlı yazı dillerinin kesin şekilde ayrıldığınısöylemek doğru değildir. Hatayî ve Fuzulî her iki çevrenin de şairidir. 17.yüzyıldan sonra iki yazı dilinin ayrıldığını söylemek mümkündür; ancakaralarındaki fark yok denecek kadar azdır.Kuzey ve doğu Türklerinde Harezm Türkçesinin devamı niteliğindeki ÇağatayTürkçesi tek ve ortak yazı dili olarak 15. yüzyıldan 20. yüzyıl başlarınakadar sürdü. Bunun bir tek istisnası vardı: Kırım Hanlığı. Osmanlıidaresinde bulunduğu için Kırım Hanlığında kullanılan yazı dili OsmanlıTürkçesi idi.13. yüzyıldan itibaren iki ayrı yazı dili hâlinde gelişen Doğu ve BatıTürkçeleri sürekli olarak birbirleriyle temasta olmuşlardır. Çağatay sahasıeserleri, özellikle Nevayî Osmanlı ve Azerbaycan Türklerince hep okunmuştur.Buna karşılık Osmanlı eserleri de özellikle İdil-Ural bölgesinde sürekliokunmuştur. Osmanlı ve Azerbaycan sahasında Nevayî'ye Çağatayca olaraknazireler yazılmış ve bu 19. yüzyıla kadar sürmüştür.1552'de Kazan'ın düşmesiyle başlayan Rus yayılması 1885'te Batı Türkistan'ınişgaliyle tamamlanmıştır. Doğu Türkistan 1760'larda Çin işgaline uğramıştı.19. yüzyılın sonuna gelindiğinde bağımsız olan Türkler sadece OsmanlıTürkleriydi.19. yüzyılın ortalarında Türk yazı dilleri için yeni bir süreç başlar. KazanÜniversitesinde hocalık yapan müsteşrik ve papaz İlminski, her Türk boyununkonuşma dilinin ayrı bir yazı dili hâline gelmesi gerektiği görüşünü ortayakoyar ve bunun için çalışmaya başlar. Özellikle Tatar aydınlarıyla Kazan'daokuyan Kazak aydınları üzerinde etkili olur. Bu iki Türk boyunun bazı yazarve şairleri, ortak olan Çağatay yazı dili yerine kendi konuşma dilleriniyazı dili hâline getirmeye çalışırlar. Yüzyılın sonlarına doğru Tatar veKazak yazı dillerinin ilk eserleri verilmeye başlar. İlminski'ye karşılıkGaspıralı İsmail, 1884'te Bahçesaray'da (Kırım) çıkarmaya başladığı Tercümangazetesi ve Türk dünyasının her tarafında açtırdığı usûl-i cedit okullarıvasıtasıyla ortak yazı dilini savunur; bütün Türk dünyasının sadeleştirilmişİstanbul Türkçesinde birleştirilmesini ister. Rusya'da Meşrutiyetin ilânedildiği 1905 yılından itibaren Kırım, İdil-Ural, Azerbaycan ve Türkistanbölgelerinde Türk yazı dili konusu sıkı bir şekilde tartışılır. Gaspıralıİsmail'in tesirinde kalan Türk aydınları yazı dilinde birlik fikrinisavunurlar ve buna uygun eserler verirler. İlminski'nin fikirleri ise başkamüsteşrikler ve Çarlık memurları tarafından yayılmaya çalışılır. İlminskigibi bir papaz ve müsteşrik olan Nikolay Ostroumov 1870'ten 1918'e kadarTürkistan Vilâyetinin Gazeti'ni çıkararak bu gazete vasıtasıyla İrancalaşmışÖzbek ağızlarını yazı dili hâline getirmeye çalışır. 1888-1902 arasındaçıkarılan Dala Vilâyeti gazetesi Kazakçayı, 1905-1908 arasında çıkarılanMecmûa-yı Mâverâyı Bahr-ı Hazar Türkmenceyi yazı dili yapmaya uğraşır. Herüç gazete de Çar idaresince çıkarılmaktadır. Yüzyılın başındaki bu tartışmave uygulamalar kaynaklara ulaşmanın zorluğu yüzünden bugüne kadar ciddîşekilde araştırılmış değildir. Ancak 1917'deki Bolşevik ihtilâlinden sonraserbest tartışma ortamı yok edilmiş, İlminski ve Ostroumov'un fikirlerizorla uygulanarak her Türk boyunun konuşma dili ayrı yazı dili hâlinegetirilmiştir. Bu süreç Sovyetler Birliği'nde 1930'larda tamamlanmıştır. Çinidaresindeki Doğu Türkistan'da ise Uygurca, Çağatay yazı dilinin devamıolarak sürerken 1949'daki komünist idareden sonra mahallîleştirilmiştir.Alfabe değişiklikleriyle bu süreç hızlandırılmış, her Türk yazı dili içinayrı alfabeler oluşturularak farklılık artırılmaya çalışılmıştır.


Bütün bu çalışmalar sonunda bugün 20 Türk yazı dili ortaya çıkmış bulunmaktadır: 1)Türkiye Türkçesi, 2) Gagavuz Türkçesi, 3) Azerbaycan Türkçesi, 4) TürkmenTürkçesi, 5) Kırım Tatar Türkçesi, 6) Karaçay-Malkar Türkçesi, 7) NogayTürkçesi, 8) Kumuk Türkçesi, 9) Kazan Tatar Türkçesi, 10) Başkurt Türkçesi,11) Kazak Türkçesi, 12) Karakalpak Türkçesi, 13) Kırgız Türkçesi, 14) ÖzbekTürkçesi, 15) Uygur Türkçesi, 16) Altay Türkçesi, 17) Hakas Türkçesi, 18)Tuva Türkçesi, 19) Saha (Yakut) Türkçesi, 20) Çuvaş Türkçesi.


Rusya bugündahi yeni yazı dilleri oluşturma fikrini bırakmış değildir. Tataristan Cumhuriyeti dışında kalan Batı Sibirya Tatarları ile Güney Sibirya'dakiŞorların ağızları bazı fonlar ve yardımlar yoluyla yazı dili hâlinegetirilmeye çalışılmaktadır.Türk dünyasında 1990'dan beri yeni bir süreç başlamıştır. Beş Türk Cumhuriyeti bağımsız olmuş, diğerleri de daha serbest hareket edebilmeimkânlarına kavuşmuştur. Şimdi artık kendi kültür politikalarını kendileritayin edecek duruma gelmişlerdir. Nitekim bunun etkisi de kısa zamandagörülmeye başlanmıştır. 1991 Aralığında Azerbaycan, 1993 NisanındaTürkmenistan, 1993 Eylülünde Özbekistan, 1994 Şubatında KarakalpakistanLâtin alfabesine geçme kararı almışlardır. Bu ülkelerde yeni alfabeye geçişkademeli olarak uygulamaya konmuştur. Öte yandan Kırım Türkleri ileGagavuzlar da Lâtin alfabesine geçerek bazı süreli yayınlarını yenialfabeyle basmaya başlamışlardır."Dil dışı şartlar" dediğimiz siyasî, iktisadî ve kültürel ilişkiler de Türkyazı dilleri arasında yeni etkileşim ve oluşumlara yol açmaya başlamıştır.Türkiye'de Türk cumhuriyetlerinin edebiyatlarına ait bazı parçalar liseedebiyat kitaplarına konmuştur. Türk Ocakları, Kültür Bakanlığı, TÖMER gibikuruluşlarca Türk lehçelerini öğreten kurslar açılmıştır. Nihayet dörtüniversitede (Ankara, Gazi, Muğla, Atatürk) Çağdaş Türk Lehçeleri veEdebiyatları bölümleri açılmıştır. Pek çok Türkiyeli genç Türkcumhuriyetlerinde öğrenim görmektedir. Sayıları az da olsa sosyal bilimdallarındaki bazı genç araştırıcılar Türk toplulukları arasında araştırmalaryapmaya başlamışlardır. Avrasya televizyonunun bazı genç yapımcıları da Türkdünyasına sık sık giderek yeni yapımlara imzalarını atmaktadırlar. Siyasî,iktisadî, ilmî ve kültürel heyetler de sık sık bu dünyaya yolculuketmektedir. Türk cumhuriyet ve topluluklarında uzun süreli kalan iş adamlarıve görevliler de az değildir. Bütün bu teşebbüs ve ilişkiler Türklehçelerinin Türkiyeli aydınlar ve gençler tarafından öğrenilmesine yolaçmaktadır.Türkiye Türkçesinin diğer Türklerce öğrenilmesi ise çok daha büyük ölçülerdekarşımıza çıkmaktadır. Türkiye'de öğrenim görerek bizim lehçemizi öğrenenöğrencilerin sayısı 10.000'i geçmiştir. İktisadî, kültürel veya ilmîsebeplerle Türkiye'ye gelip kısa veya uzun süreli ülkemizde kalan ve TürkiyeTürkçesiyle bizlerle anlaşabilen pek çok insan vardır. Öte yandan Türkcumhuriyet ve topluluklarında pek çok okul açılmıştır ve bu okullarda onbinlerce öğrenci okumakta, Türkiye Türkçesini öğrenmektedir. Doğrudandoğruya Türk televizyonlarını izleyebilen Azerbaycan veya Avrasyayayınlarına bakan Türkistan cumhuriyetleri bu kanalla da Türkiye Türkçesineaşina olmaktadır.Bütün bu temas ve faaliyetlerin sonuçlarını önümüzdeki yıllarda görebiliriz.Türk televizyonlarını izleyen Azerbaycanlı çocuklar daha şimdiden TürkiyeTürkçesindeki farklı kelimeleri tanımaya ve hatta kullanmaya başlamışlardır.Samaylot yerine uçak kelimesi pek çok Türk topluluğuna ulaşmıştır. TürkiyeTürkleri de artık orun (yer), kıyın (zor), çalar (nüans), kayıtmak (geridönmek), aylanmak (çevresinde dönmek), uçraşmak (karşılaşmak), tapmak(bulmak) gibi kelimeleri tanımaya başlamalıdırlar.Eski Sovyetler dışındaki Türk dünyası ile ilişkilerimiz de artmıştır. BatıTrakya, Bulgaristan, Makedonya, Yugoslavya, Romanya gibi Balkan ülkelerindeyaşayan Türklerle artık daha sık temas hâlindeyiz. Balkanlardan gelen pekçok Türk genci de Türk üniversitelerinde okumaktadırlar. Bu ülkelerinçoğunda ilk ve orta dereceli okullarda Türkçe öğretim yapılmakta, Türkçegazete ve dergiler çıkarılmaktadır. Hemen hemen hepsinden Türktelevizyonları izlenmektedir. İran'da da Azerbaycan Türkçesiyle (Arapharfleriyle) dergi ve kitaplar yayımlanmakta, belirli saatlere mahsus olarakradyo ve televizyon yayınları yapılmaktadır. İran'da artık Türkçe eğitimtalepleri başlamıştır. Irak'ta, 36. paralelin kuzeyinde birkaç yıldanberidir Türkçe öğretim yapılmaya başlanmıştır; Türkçe gazete ve televizyonyayınları yapılmaktadır.Türk dili yarın nasıl olacaktır? Yukarıda sayılan gelişmeler elbette Türkdilinin yarınını büyük ölçüde belirleyecektir. 20 yıl sonra TürkiyeTürkçesi, Türk dünyasındaki pek çok aydın tarafından bilinen ve Türklerarası plâtformlarda kullanılan bir iletişim dili olacaktır. Bu süre içindeBirleşmiş Milletlerce kabul edilmiş olması da muhtemeldir. Türk dünyasınınbazı genç aydınları az da olsa makale, şiir, hikâye ve kitaplarını TürkiyeTürkçesiyle yazmaya başlayacaklardır. Onların, bizim yazı dilimizleyazdıkları eserlerde kendi lehçelerine ait bazı kelimeler, hatta fonetik vemorfolojik özellikler bulunabilecektir. Böylece bizler de o lehçelerdenküçük tatlar almaya başlayacağız. Şüphesiz Türkiye Türklerinden yetişmişbazı şair ve yazarlar da eserlerine Türk lehçelerinden kelimeler ve bazıözellikler serpiştireceklerdir. Bu hem Türkiye Türkçesinin kendikaynaklarından beslenerek zenginleşmesine, hem de yeni tatlarlaçeşitlenmesine yol açacaktır. Böylece 4000 yıl önce Sümer kaynaklarındagörülen agar (ağır), di- (demek), dingir (tenri-tanrı), dug- (dökmek), men(ben), zae (sen), zag (sağ), gişig (eşik-kapı) gibi kelimeler önümüzdeki binyıllarda sonsuzluğa doğru yollarına devam edeceklerdir.


Prof. Dr. Ahmet B. Ercilasun

0 yorum:

Yorum Gönder